Cumartesi, Nisan 09, 2011

şehir ışıkları.

prague city lights.

Yola çıkmayı seviyorum. Bir yol olsun diyorum. Böyle hep gideyim istiyorum o yolda. Ama gündüz değil. Gece olacak. Yola çıkmak istememin asıl sebeplerinden biri geceleri şehrin ışıklarını görmek. Yolun kendisi beni hep heyecanlandırıyor. Gideceğim yer değil pek, yolun kendisi. O manzarayı görmek. 

Benim sevdiğim, içimde bir şeyler kıpırdatan manzaralardan, sevdiğim manzaralardan biridir şehir ışıkları. Tuhaf geliyor kulağa bazen. Manzara desem size boş bir anda, aklınıza hemen doğa gelir. Evet, gayet doğal bir şey bu. Dağ manzarası, nehir manzarası, şelale manzarası. Ben de severim. Ama şehir ışıkları... Ne bileyim, çok ayrı bir havası var. Ya da bende değişik bir etkisi var. Bilemiyorum ama çok seviyorum.


Işıklarla alakalı problemim var aslında benim. Işıklarla oluşturulan görüntüler bitiriyor beni. Mesela şehrin göbeğinde bir havuz olsun, böyle su felan fışkırtsın. Ona alttan bir renkli ışık verirler, ya da bir beyaz ışık verirler... Ben orada oluşan görüntülerin hastası olurum. Eğer boş bir vaktimde geçiyorsam oradan, izlemeyi isterim. İçim kıpır kıpır olur, bir tuhaf olurum. Aynı şeyi her bira felan içmeye çıktığımızda da yaparım. Telefon ışığı olsun, ya da ne bileyim, bir ışık olsun, böyle bardağın altına koyarım, o biranın sarısıyla oluşan görüntüyü izlerim. Sonra da acımadan birayı içerim, orası ayrı.

Bazı haftasonları eve geç gidiyoruz. Pazar günleri oluyor genelde bu. Tam apartmana doğru giden yola döndüğümde karşıma o şehir ışıkları çıkıyor. Otobandan geçen arabaların ışıkları. Uzaktan. Hepsinde bir hareketlilik var. Yaşam var. 

Bazen de geceleri balkona çıkıyorum. Balkonumuz da tam oraya bakıyor işte. Bu arada İstanbul insanlarının büyük bir kaybı varsa, o da artık çoğu evde balkon olmaması. Neyse. Yine o eve döndüğümde gördüğüm manzara çıkıyor karşıma. Işıklar. Bakıyorum böyle bir süre. O manzaraya baktıkça yola çıkasım geliyor. Bir arabaya atlayıp, o yollara gidesim geliyor. Ama sonra yarın okul olduğunu hatırlıyorum, burada kalmam gerektiğini hatırlıyorum. "İyi geceler Adana." diyorum. "İyi geceler Dünya.".

Bir yol olsun diyorum yine. O yolda böyle kocaman bir bardak bira olsun istiyorum. O bardağın altından ışığı vursunlar istiyorum, sonra da o kocaman bardaktaki birayı içmeyi istiyorum. Sarhoş olmak istiyorum. Şehrin ışıklarını görmek istiyorum. Sonra da onu görmek istiyorum. Ona da ışık vursunlar istiyorum. Bira gibi parlasın istiyorum saçları.

Perşembe, Nisan 07, 2011

zor zamanlar.

"Her tarafım tutuşuyor,
Karanlıklar içerisinde yalnızım.
Kötü olmak rahatlık vermiyor,
Gittikçe batıyorum.
Hayal kurmanın bir anlamı yok.
Ve bunlar sadece başlangıç..."

Ya bak. Bazı insanlardan nefret ediyorum. Hem de öyle böyle değil yani, aşırı bir nefret. Kendi kötü gününe dost arayanlardan nefret ediyorum. Benim kötü günümde olmaz bunlar ama. Ya da ne bileyim, anlamazlar neden kötü hissettiğimi. Sallamazlar ya da. Siklemezler. Çünkü kendilerinin işi bitti ya artık. Bir şey anlatmak istersin, yine kendi dertlerini yanmaya başlarlar.


"Bana zor zamanlarını anlatan hikayelerle gelme.
Senin için üzülmemi isteyebilirsin ama,
Senin de derdin var, benim de."


Kendi derdini anlatmak istersin. Çünkü sen dinlemişsindir onu. Düşünürsün: "Ulan o da beni dinler." diye. Sana bir şey diycem. Nah dinlerler. Gerçeği tak diye suratına vurmadan anlamazsın çünkü. Bir çözüm üretmezler. Egoist götlerdir bunlar bildiğin. Hep kendilerinin dinlenmesini isterler, kendi sorunlarına çözüm isterler, Dünya'da sanki bir tek onların sorunu varmış gibi davranırlar. Sen bir şey anlatırsın, "Ya o ne ki abi, bana da ..." diye başlayan cümleler gelir. Sinir olursun.


"Ne büyük bir cesarettir,
Zor zamanlarında tamamıyla kendin gibi olmak.
Ama daha basit değil midir,
Bir başkası gibi davranmak?"


Bunların ben gerçek yüzünü gördüğüme emin olamıyorum. Zor zamanlarında, trip modlarına girerler bunlar. Bir başkası olurlar. Sikkafalı heriflere dönerler. Sanki anasını satayım Dünya'nın yükünü taşıyormuş gibi bir havaları vardır. Tamam, senin de derdin var da, senden de beterleri var. Kendin gibi davransan ya? Her zorluğa bir çözüm bulmak daha kolay olabilir o zaman. Ya da en azından bir değişiklik olur. O triplerden bir çıkmak, kendin olmak...


"Her şeyin mükemmel olmadığı bir yerde,
Mutlu son diye bir şey yoktur.
Bu yüzden, şu tavırlarını bir kenara bırak,
Senin de derdin var, benim de..."


Evet. Mutlu son diye bir şey yok. Benim aslında uzun zamandır kafa yapım böyle. Ama daha yeni yeni kabullenmeye başladım. Mutlu son diye bir şey yok. Çünkü şu Dünya'nın üzerinde mükemmel, süper bir şey yok. Mutlu son sadece hikayelerde olur. Hikayelerde her şey her zaman mükemmeldir. Esas oğlan çok yakışıklı, esas kız çok güzeldir. Yaşadıkları ortam mükemmeldir. Her şey mükemmeldir. Oradaki kötü karakter bile mükemmel bir plan yapar. Her şey mükemmeldir. Yaşadığımız hayat gerçek. Hiçbir şey mükemmel değil. O yüzden, şu saçma triplerini bir kenara bırak. Hepimizin derdi var. Mutlu son yok.

"Kimse sonsuza dek mutlu yaşayamaz.
Kimse sonsuza dek mutlu yaşayamaz.
Kimse..."